Ana Menü
Hoşgeldiniz
Kullanıcı Adı:

Parola:




Beni hatırla

[ ]
[ ]
[ ]
Son Ziyaretçiler
  • %52
    [ 0 yıl, 0 ay, 0 hafta, 0 gün, 17 saat, 7 dk., 35 sn. önce ]
  • boydolbuy
    [ 0 yıl, 0 ay, 0 hafta, 0 gün, 23 saat, 17 dk., 6 sn. önce ]
  • avarekadın
    [ 0 yıl, 0 ay, 0 hafta, 2 gün, 0 saat, 58 dk., 0 sn. önce ]
  • sinan
    [ 0 yıl, 0 ay, 0 hafta, 2 gün, 17 saat, 27 dk., 11 sn. önce ]
  • buse
    [ 0 yıl, 0 ay, 1 hafta, 2 gün, 0 saat, 55 dk., 15 sn. önce ]
  • kar
    [ 0 yıl, 0 ay, 1 hafta, 6 gün, 18 saat, 58 dk., 8 sn. önce ]
  • CemC
    [ 0 yıl, 0 ay, 2 hafta, 5 gün, 5 saat, 44 dk., 30 sn. önce ]
  • çağdaş
    [ 0 yıl, 0 ay, 2 hafta, 5 gün, 13 saat, 54 dk., 30 sn. önce ]
  • FARAKLİT
    [ 0 yıl, 0 ay, 3 hafta, 0 gün, 8 saat, 38 dk., 49 sn. önce ]
  • düşünen hayvan
    [ 0 yıl, 0 ay, 3 hafta, 3 gün, 18 saat, 29 dk., 25 sn. önce ]
Ara Hayvan Özgürlüğü
Bu ay için etkinlik yok.

PPSÇPCC



1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930

Chatbox
Yorum gönderebilmek için üye olmalısınız - lütfen giriş yapın yada kayıt olmak için buraya tıklayın



xpltest
07 Jun : 22:25



chaos
28 Aug : 01:31
Dostum ben somadayım.Ve burada duyarlı bir arkadaş çevremiz var.Birgün toplanıp orada birşeyler yapalım...


hayat35
05 Apr : 18:59
Burası İZMİRİN KINIK İLÇESİNİN POYRACIK BELDESİ....

Burası HAYVAN KATLİAMLARININ yapıldığı yer.....Sokak köpeklerinin kulakları burda kesiliyor,burada köpekler sopalarla dövülerek öldürülüyor,burada boyunlarına ip takılıp asılarak bıçakla karınları deşiliyor....Hayvan katliamları burada yapılıyor...Poyracık belediyesi insanların yaptıkları işkencelere katılıp zehirlemeyi tercih eden bir belediye....burada veteriner yok burada vicdan sahibi insanlar azınlıkta..inanın artık buraya bir el uzatın...dayanacak gücümüz kalmadı....


hayat35
04 Apr : 23:40
EDA hanım izmir de sivil olarak çalışan haytap kordinatörü funda hanım -email-) adresinden kendisine ulaşabilirsiniz..umarım yardımcı olmuşumdur...


eda
02 Apr : 23:37
merhaba arkdaşlar izmirde hayvan haklarıyla ilgili yasal bir dernek varmı ?sivil olarak çalışan ?ama sosyete işi yapılanlardan bahsetmiyorum siteye yeni üye oldum bilgilendiren olursa memnun olurum


sinan
05 Feb : 09:35
DUYURU!
"Foruma Son Eklenenler" menüsünde problem yaşandığı için, o menü kaldırılmıştır. Foruma, ana sayfanın en üstündeki linkten ulaşabilirsiniz.


sinan
14 Jan : 22:39
bugün 129 kişi ziyaret etmiş sitemizi tarihi bir gün


dumrul
13 Jan : 01:09



dumrul
13 Jan : 01:09
ya ben ya ben :S


sinan
11 Jan : 17:50
selam kardeşim. lakin beni bu işlere bulaştıran (gönül gözümü açan da diyebiliriz:) kişi olarak kayboldun gittin başka alemlere... bulaşmanı ve hiç çıkmamanı dileriz


Çevrimiçi
Ziyaretçiler: 5
Üyeler: 0
Bu sayfada: 1
Üyeler: 243, En Yeni: buse
Sayaç
Bu sayfa bugün ...
toplam: 22
tek: 18

Bu sayfa genel ...
toplam: 39444
tek: 22084

Site ...
toplam: 61492
tek: 27340
ACI ÇEKEN BÜTÜN CANLILAR, İNSAN HAKLARINI HAK EDİYOR
CemC, Monday 03 May 2010 - 18:50:45 // yorum:0

ACI ÇEKEN BÜTÜN CANLILAR, İNSAN HAKLARINI HAK EDİYOR

Robert Ryder

The Guardian gazetesi

06.08.2005

Türlerin eşitliği, Darwin sonrası dönemi ahlakının mantıksal sonucudur



Türcülük kelimesi 35 sene önce Oxford’da bir hamamda uzanırken geldi aklıma. Irkçılık ya da cinsiyetçilik gibiydi- fiziksel farklılıklarla ahlaken alakası olmayan bir önyargıydı yani. Darwin’den beri biz insan hayvanlarının evrim yoluyla diğer hayvanlara bir şekilde bağlı olduğumuzu biliyoruz; o halde diğer türlere uyguladığımız zulmü nasıl olur da mazur gösterebiliriz? Bütün hayvan türleri acı hissedebilir, stres yaşayabilir. Hayvanlar bizler gibi çığlık atıp acı içerisinde kıvranabilirler; sinir sistemleri bizlerinkine benzer ve ayrıca bizim yaşadığımız acıyla alakalı olduğunu bildiğimiz aynı biyokimyasalları içerir.


Acı ve ızdırapla alakalı hassasiyetlerimiz acı çekme yeteneği olan bütün diğer varlıkları da kapsamalıdır- cinsiyet, ırk, sınıf, din, milliyet veya tür farkı gözetilmemelidir. Gerçekten de eğer uzaydaki varlıkların da acı çekebilme özelliği varsa veya acı çekebilen makineler üretebilirsek, o zaman ahlaki çemberimizi onları da kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekir. Acı çekebilme özelliği diğer varlıklara haklarını teslim etmede ya da onların da çıkarları olduğunu kabul etmede ikna edici yegane temeldir.

“İçsel değer” gibi başka nitelikler de önerilmiştir. Ancak değerler, potansiyel bilinçlilik ya da bilinç yokluğu içerisinde var olamazlar. Bu yüzden kayalar, nehirler, ve evlerin çıkarları ve hakları yoktur. Bu elbette bizler için değerleri olmadığı anlamına gelmez, ya da acı çekebilen diğer varlıklar için değersizdir anlamına gelmez, bu gruba bunlara yaşam alanları olarak gereksinenler ve olmamaları halinde acı çekecek olanlar da dahil.

Yüzyıllar boyunca bir çok ahlaki prensip ve ideal geliştirilmiştir- adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi. Ama bunlar nihai iyiliğe yani mutluluğa ulaşmak için basamaklardır sonuçta; ve mutluluk da her tür acı ve ızdıraptan uzak bir özgürlükle elde edilir. Gerçekten de eğer bu konuda dikkatlice düşünürseniz diğer ideallerin önemli kabul edilmesinin sebebinin insanların bu idealler yoluyla ızdırap ve acı çekmenin sona erdirilmesi için bu ideallerin vazgeçilmez olduğuna inandığını görürsünüz. Aslında bazen bu sonuçları verdikleri doğrudur, ama her zaman değil.

Peki mutluluk ve zevk yerine neden acı ve diğer ızdırap çeşitlerine bu vurgu yapılıyor? Bunun bir yanıtı şu olabilir: acı çekmek zevk almaktan çok daha güçlüdür.Bir saatlik işkenceden uzak durmayı bir saatlik mutluluk kazanmaya tercih etmez misiniz? Acı çekmek, yegane kötülüktür.O halde mazoşistlere ne demeli? Burada şu yanıtı verebiliriz: acı çekmek, ona acısından daha büyük bir zevk vermektedir.

Acıcılığın (kendi ahlaki yaklaşımıma verdiğim isimbu) önemli ilkelerinden birisi bireye odaklanmamız gerektiğidir; çünkü ulus, millet ya da tür değil asıl acıyı çeken bireydir. Bu sebeple bir çok bireyin acıları ve zevkleri faydacılık ve diğer ahlaki teorilerde olduğu gibi anlamlı bir şekilde bir araya getirilemez. Faydacı görüşün sorunlarından birisi, mesela; bir çok kişi tarafından tecavüze uğramış birisinin tecavüz edenlerin aldığı keyif onun acısına oranla fazlaysa bu konuda tecavüzcülerin mazur görülebileceği gibi konulardır.Ancak elbette bilinçlilik bireyin sınırlarıyla sınırlanmış durumdadır. Benim çektiğim acı ve diğer varlıkların acıları bu yüzden farklı kategorilerde bulunur; birbirlerine eklenemez veya birbirlerinden çıkarılamazlar. Birbirlerinden dünyalar kadar farklıdırlar.

Doğrudan acı veya zevk tecrübe etmeden onlar gerçek anlamda orada değildirler-sadece kabukları sayıyoruz demektir bu. Bu yüzden mesela bir bireye 100 ünite acı vermek, bin bireye ya da bir milyon bireye bir ünite acı vermekten çok daha kötüdür, ikinci grupta acının toplamı çok daha büyük olsa da gerçek budur. Bu yüzden daima en çok acıyı çeken bireye odaklanmamız gerekiyor. Ahlaken baktığımızda en çok acıyı çekenin kim ya da ne olduğunun bir önemi yoktur- ister insan , ister hayvan isterse makine olsun. Acı, hisseden kim veya ne olursa olsun, acıdır.

Elbette her türün ihtiyaçları ve tepkileri açısından farklıdır. Bazıları için acı verici olan diğerleri için olmayabilir. Bu yüzden türlere farklı davranabiliriz; ama eşit acılara eşit şekilde davranmamız gerekiyor daima. Hayvanlar söz konusu olduğunda, hayvanların fabrika çiftliklerinde merhametsizce sömürüldüğünü görüyoruz. Bir balina zıpkınla vurulduktan 20 dakşka sonra ölebilir. Bir vaşak, tuzağa kaptırdığı yaralı bacağıyla bir hafta kadar acı çekebilir. Tavuk çiftliklerinde bir tavuk ölene dek kanat çırpmadan yaşar. Zehir testlerinde kullanılan bir hayvan söz konusu ürün için, ölmeden önce saatlerce ya da günlerce acı ve ızdırap çekebilir.

Bunlar, büyük acılara sebep olan büyük istismarlardır. Ancak bu acıyı çekenler bizlerle aynı türden olmadığı için acıları haklı çıkarılıyor. Sanki bazı insanlar Darwin’i hiç duymamış gibiler. Diğer hayvanlara akrabalarımız gibi değil de hissetme yetenekleri olmayan eşyalar gibi davranıyoruz. Bebeklerimizin, zihnen geri olan yetişkinlerin bu tür bir davranışla karşılaşmasını hayal bile etmeyiz- bu insanlar bazen bazı hayvanlardan daha az zeki ve bizlerle iletişim kurmakta daha yeteneksiz olsa bile.

Bilmemiz gereken basit gerçek şu: diğer hayvanları sömürüp onlara acı çektiriyoruz; çünkü bizler onlardan daha güçlüyüz. Eğer uzaylılar dünyaya inip bizden daha güçlü olduklarını öğrenseydik onların bizleri spor için avlayıp öldürmesine, üzerimizde deneyler yürütmesine, bizleri fabrika çiftliklerinde üretmelerine, ve bizleri lezzetli hamburgerlere dönüştürmelerine izin verir miydik? Sırf onlarla aynı türe ait değiliz diye bize bunları yapmalarının son derece normal olduğunu söylemelerini rahatça kabul edebilir miydik?

Aslında bütün mesele, sağduyulu olmaktan ibaret. Eğer diğer insanların acılarını kaale alacaksak, o zaman insan olmayan canlıların da acılarını kaale almalıyız. Burada akıl dışı davrananlar hayvanları koruyan insanlar değil, kendi türlerini yücelterek acımasızca hayvanları sömürenlerdir. Bizler diğer varlıkların çektiği acıyla yakınlık kurabiliyoruz. Bu kıvılcımı yakalayarak akılcı ve evrensel bir merhamet haline dönüştürmek için onu bir ateşe dönüştürmeye ihtiyacımız var.

Elbette bunların bazı sonuçları olacak. Eğer yavaş yavaş hayvanları bizlerle aynı halaki ve yasal çemberin içerisine alırsak, o zaman onları bir daha köle olarak sömüremeyeceğiz. Son yıllarda Avrupa’daki bazı yasal düzenlemelerle biraz yol alınmış görünüyor; ama daha gidecek yolumuz var. Hayvanların ahlaki statülerinin uluslararası anlamda tanınmış olması gerekirdi şu ana dek. Hala bir çok münazara anlaşmaları bulunuyor; ama BM nezdinde mesela hayvanların haklarını, refahını ya da çıkarlarını tanıyan bir çalışma göremiyoruz. Bu bence değişmek zorunda ve değişecek de.



Çeviri: CemC